Antibiyotikler işitme kaybına neden olabilir?

Hayatınızı kurtaran ilaçlar işitme duyunuza zarar verebilir

Kullandığınız birçok ilacın, işitme kaybına neden olabileceğini biliyor muydunuz? Ototoksik ilaç olarak adlandırılan bu ilaçlara yeni bir grup daha eklendi. Oregon’daki Oregon Sağlık ve Bilim Üniversitesi’nde yapılan yeni bir araştırmada, aminoglikozid adı verilen belli bir antibiyotik sınıfının işitme kaybına neden olduğu doğrulandı.

Süper güçleri olan aminoglikozidler kokleaya (kulak salyangozu, iç kulağın işitsel kısmı) veya işitme sinirine ve muhtemelen denge sisteme zarar veren bir yan etkiye sahip. Hayati tehlike arz eden enfeksiyonların tedavisinde kullanılan aminoglikozidler, sadece işitme kaybına değil aynı zamanda böbrek hasarına da neden oluyor.

BEBEKLER DE RİSK ALTINDA

Aminoglikozit verilen yetişkinlerin yüzde 20 ila 60’ında, hafif ve şiddetli olmak üzere, bir miktar işitme kaybı yaşanıyor.

Aminoglikozit yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde de kullanılıyor. İşitmeyi kaybedenlerin çoğunluğu, pnömoni, peritonit veya sepsis gibi hayatı tehdit eden bir enfeksiyon nedeniyle antibiyotik verilen bebekler.

Aminoglikozitler neredeyse 50 yıl önce geliştirildi. Alternatifler geliştirilmiş olmasına rağmen, aminoglikozidler sadece yaygın oldukları için değil aynı zamanda pahalı olmamaları nedeniyle yaygın olarak kullanılıyor.

FARELERDE BAŞARI SAĞLANDI

Neyse ki, Stanford’daki araştırmacılar sayesinde, ufukta bir alternatif görülüyor. Şu anda Stanford Tıp Fakültesi’nde geliştirilmekte olan yeni bir aminoglikoz formunun, işitme kaybı olmaksızın aynı hayat kurtarıcı özelliklere sahip olacağı düşünülüyor. İstanbul Aydın Üniversitesi VM Medical Park Florya Hastanesi’nden Kulak Burun Boğaz Uzmanı Opr. Dr. M. Melih Çiçek’in verdiği bilgiye göre, N1MS olarak bilinen aminoglikozitin modifiye edilmiş formu, farelere enjekte edildi ve işitme kaybına neden olmaksızın fareleri tedavi etmeyi başardı.

İNSANLARDA DENENECEK

N1MS için bir sonraki adım insan testi ve araştırmacılar bu konuda iyimser.

Siz de aminoglikozit içeren bir ilaç kullanıyorsanız, o ilaç yerine daha az toksik içeren bir ilaç olup olmadığını öğrenmek için lütfen doktorunuza başvurunuz.

Hepatit A’dan Mantara. Bir Çok Hastalık Kapınızda

Dikkat, yaz mevsimiyle birlikte birçok hastalık kapınızı çalabilir!

‘Kış mevsimi hastalık mevsimidir. Yaz ile birlikte hastalıklar da gider,’ kanısındaysanız büyük bir yanılgı içinde olduğunuzu söylemek zorundayız. Zira yaz mevsimi ile birlikte birçok sıcak mevsim enfeksiyonları da kapımızı çalmaya başlıyor. Yaz mevsimi yeni hastalıkları beraberinde getirirken bize düşen ise bu hastalıklara karşı gereken önlemleri almak oluyor. Avrasya Hastanesi İç Hastalıkları biriminden Uzm. Dr. Ali Vardar ile yaz hastalıklarına dair her şeyi sizler için konuştuk. 

Yaz mevsimiyle birlikte ortaya çıkan ve ciddi sorunlara yol açan hastalıkların mutlaka önleminin alınması gerektiğini vurgulayan Uzm. Dr. Ali Vardar  “Yaz mevsiminde en sık rastladığımız hastalıklar enfeksiyona bağlı ortaya çıkıyor. Bunun sebebi de ortak kullanım alanlarının enfeksiyona yol açan bakteri ve virüslerin vazgeçilmez mekanı olması” diyerek sıcak mevsim enfeksiyonlarını ve dikkat edilmesi gerekenleri sıraladı.

Yaz mevsiminde bu hastalıkla dikkat!

Sindirim Sistemi Enfeksiyonları

Bildiğiniz gibi insanlar yaz aylarında sıcaklar nedeniyle kışa göre daha fazla su tüketiyor ve yazın mikroplu suların içilmesi ya da bu sularla yıkanmış sebzelerin meyvelerin tüketilmesi ihtimali çok fazla. E Coli, Cryptosporidium, Giardia, Salmonella ve Shigella yaz aylarında en çok karşılaşılan mikroorganizmalar, sıcaklığın da etkisiyle hızla yayılıyor ve sindirim sistemini etkiliyor. Bulantı, kusma ve ishale yol açıyorlar. Hijyene dikkat edilmeden hazırlanan süt ve süt ürünleri, mayonez, pişirilip uygun koşullarda saklanmayan et ve deniz ürünleri de yaz aylarında sindirim sorunlarına neden olabiliyor. Korunmak için yiyecek ve içeceklerin hazırlanmasından sunulması ve saklanmasına tüm aşamalarda hijyene çok dikkat edilmeli. Eller sık sık yıkanmalı, açık sular içilmemeli, riskli yiyecek tüketimi en aza indirilmeli.

Göz Enfeksiyonları

Göz enfeksiyonları kendilerini kızarıklık, çapaklanma ve sulanmayla belli ediyorlar. Görmede bulanıklık da ortaya çıkıyor. Bazı durumlarda ateş gibi, kızarıklık gibi üst solunum yolu enfeksiyonlarına benzer belirtiler de görülebiliyor. Yaz aylarında, güneş de gözlerde probleme neden olabiliyor. Çünkü güneş ışınlarının korneada enfeksiyonlarının yanı sıra göz içi merceği ve retinada da tahribatlarına yol açabiliyor. Göz söz konusu olduğunda bunu da hatırlatmak da fayda var. Göz enfeksiyonlarından korunmada, tüm diğer enfeksiyonlardan olduğu gibi havuz seçimine dikkat önem taşıyor. Ayrıca su geçirmeyen yüzücü gözlüğü de kullanmak gerekiyor. UVA ve UVB ışınlarını geçirmeyen gözlükler gözleri ışınlar nedeniyle kaynaklanan bütün hastalıklardan koruyor. 

Hepatit A

Hepatit A virüsü, en fazla kirli sulardan geçtiği için yaz aylarında bu hastalığa yakalanma sıklığında artış görülüyor. Mikroplu, iyi yıkanmamış yiyecekler de hepatit A’nın önemli bir buluşma yolu. Havuz ve deniz suyundan da virüs alınabiliyor. Ayrıca midye ve istiridye gibi deniz mahsullerinden de hepatit A geçebiliyor. Hepatit A virüsünün kuluçka dönemi kısa. Belirtileri de kendisini somut bir şekilde gösteriyor. Kişilerin renginde solukluk, sararma, aşırı halsizlik, bulantı, ateş ve idrar renginde koyulaşma oluyor. Hastalık halinde kolayca tedavi edilirse de nadir bazı vakalar, ciddi sonuçlar da doğurabilir. Hepatit A, aşısı olan bir hastalıktır. Bu nedenle özellikle bebeklerde aşılanma tavsiye ediliyor. Açıktan su içmemek, açıktan satılan yiyecekleri tüketmemek, el hijyenine çok dikkat etmek koruyucu önlemlerin başında sıralanabileceklerinden bazıları.

 

İdrar Yolu İnfeksiyonları

Yüzme havuzlarda ve kirli denizler özellikle kadınlarda sık idrar yolu enfeksiyonlarına da neden olabiliyor. İdrar yaparken yanma, sızlama, sık sık idrara çıkma, kaçırma, kasık ağrısı gibi bulgularla sistit ve ilerlemiş tablolarda ateş, bulantı, kusma yan ağrısı ile komplike idrar yolu infeksiyonları bu grupta yer alıyor. Boşaltım sisteminde anatomik anomaliler, böbrek taşı, idrar sondası varlığı, şeker hastalığı, hamilelik, yaşlılık gibi faktörler bu infeksiyonlara yatkınlığı artırırken kadınlarda daha sık gözlemleniyor.

Kulak Enfeksiyonları

Yaz mevsiminde kulak enfeksiyonları, özellikle havuz seven kişilerde sıklıkla görülüyor. Dış kulak iltihabı en çok rastlanan problemlerin başında geliyor. Dış kulak yolunun normalden fazla ıslaklık ve neme maruz kalması bunun en önemli nedeni. Ayrıca temiz olmayan havuz ve deniz suyu enfeksiyonları yol açabiliyor. Kulak yolu ıslak olduğu için cildin koruyucu bariyeri de özelliğini kaybetmiş oluyor. Kirli sularda bulunan bakteriler, kulak yoluna girerek kolayca enfeksiyona neden oluyorlar. Bu sorunlar tedavi edilmedikleri takdirde işitme kaybına kadar varan sorunlara yol açılıyorlar. Havuz ya da denizden çıktıktan sonra baş gösteren enfeksiyonun en önemli belirtisi. Belirti hissedildikten sonra hemen uzmana baş vurmak gerekiyor. Özellikle havuz hijyenine çok dikkat etmek gerekiyor. Temizliğinden emin olmayan havuzlara kesinlikle girilmemeli. Denizler için de aynı şey geçerli. Kirli plajlar ve atık suların karıştığı deniz suyu enfeksiyonlara yol açıyor. Ayrıca sudan çıktıktan sonra, kulak pamuğunu kulağın içine sokarak temizleme işlemi bakterilerin kulağın derinlerine neden olduğu için sakıncalı. Bone kullanmak da, kulak enfeksiyonlarından korunmak için önemli. Daha önce enfeksiyon geçirenlerin bu konuda daha hassas olmalarında yarar var. 

Mantar İnfeksiyonları

Sıcak, nemli, kapalı ortamda etken mantar infeksiyonları sıklığı arttırıyor. Islak mayoyla uzun süre beklenmesi genital bölgelerinde mantar infeksiyonlarına neden olabiliyor, bu durum ayak parmakları araları ve kasıkları gibi kapalı alan infeksiyona elverişli bölgeler için de geçerli. Yaz aylarında pamuklu iç çamaşırları giyilmesi ile havuz ve deniz ortasında ıslak mayoların hemen değiştirilmesi gerekiyor. Denetim yapıldığı hijyen kurallarına uygun havuzlar tercih edilmesi öneriliyor. Mantar riski açısından duş sonrasında cildin iyice kurulanması gerekiyor. 

Kırım Kongo Kanamalı Ateşi

Özellikle piknik ve kırlarda bulunmak sonrası kene tutunması ile bulaşan bir infeksiyon hastalığıdır. Yaz dönemlerinde sıklığı artıyor. Elbette ki her kene tutunması ile bu infeksiyon bulaşmıyor. Özellikle iç Anadolu, Karadeniz bölgesi güney kısmı, Doğu Anadolu bölgelerinde kırsal alanlar riskli bölgeleri oluşturuyor. Ateş, halsizlik, kas eklem ağrısı, baş ağrısı, bulantı kusma ve ileri aşamalarda kanamalarla seyreden hastalık tablosu şeklinde seyrediyor. Böcek kovucu kremler, korunaklı giyinmek, piknik dönüşlerinde tüm vücudun kontrol edilmesi, tutunan kenenin dikkatli şekilde uzaklaştırılması korunmada önemli basamakları oluşturur.

Solunum Yolu Hastalıklar

Yaz aylarında bakım ve dezenfeksiyonun uygun olmadığı oteller vb toplu yaşam alanlarında su ve klima sistemleri ile ilişkili yayılan Legionella pnömonisi bir diğer infeksiyon hastalığı. Ateş, halsizlik, öksürük, balgam çıkarma gibi semptomlarla ağır seyredebilen bir tablo ile karşımıza çıkıyor. Merkezi klima tesisatının su haznelerinin düzenli bakımının yapılmaması kaynaklanmakta ve ‘’klimalarla bulaşan infeksiyon’’olarak bilinmekte. Solunum yolu ile bulaşan bu etkenden korunmada bu tür merkezlerin periyodik bakımlarının yapılması öneriliyor. 

Çocuklarda Karın Ağrısını Hafife Almayın

Karın ağrısı önemli bir hastalığın işareti olabilir mi?

Çocuklarda sık görülen rahatsızlıklardan biri olan karın ağrılarının çoğu önemli olmayan sağlık sorunlarına bağlıdır. Ancak uzun süren ve tekrarlayan ağrılar araştırma ve tedavi gerektiren hastalıkların habercisi olabilir. Liv Hospital Çocuk Gastroentereloji ve Beslenme Uzmanı Prof. Dr. Ender Pehlivanoğlu “Acil durumlar dışında 3 aydan uzun süren ve çocuğun günlük yaşantısını etkileyen ağrı kronik karın ağrısı olarak değerlendirilir. Bu tür ağrılar ciddiye alınarak mutlaka araştırılmalıdır” diyor. Prof. Dr. Ender Pehlivanoğlu karın ağrısının nedenlerini anlattı.

Karın ağrısı önemli bir hastalığın işareti olabilir mi?

Karın ağrısı sadece bebeklik döneminde değil, tüm çocuklarda ve gençlikte dahi bireyin ve ailesinin yaşam konforunu bozan en önemli sağlık sorunlarından biridir. Ağrılı çocuk yerinde duramazken anne-babası da bu durumun ne kadar önemli bir hastalığın belirtisi olduğunu kestiremediği için acı ve endişe içinde kalır. Karın ağrısı bazen önemsiz bazen ise ölümcül bir sağlık sorununa işaret edebilir. Göğüs kafesinin altından başlayıp kasıklara kadar uzanan bölge olan karın içinde ağrıya neden olabilecek birçok organ vardır. Çocuklarda karın ağrısının nedenleri yaşa göre farklılık gösterir. Ağrısını ifade edemeyecek kadar küçük çocukları bu bakımdan daha dikkatli incelemek gereklidir.

Stres karın ağrısına sebep olabilir mi?

Bebeklikten oyun çocukluğu ve okul çağına geçildikçe karın ağrısının nedenleri ve önemi değişir. Okul ve arkadaş sorunları stres yaratarak çocuklarda ağrıyı başlatır. Birçok ailede bu durum okul korkusu olarak bilinse de, altta yatan ve belki de çok önemli olabilecek sorunların göz ardı edilmemesinde yarar vardır. Karın ağrısının özellikle hafta içi ve sabah saatlerinde başlaması psikolojik nedenleri düşündürmelidir. Kahvaltı yapmamak için ağrı mazeretine sığınmak da bu çocuklarda sık görülen bir durumdur.

Ne tür sorunlar karın ağrısı yapar?

Büyük çocuklar ve ergenler, karın ağrısının nedenlerini ve ağrının yerini, küçük çocuklara göre çok daha iyi anlatabilirler. Mide ve yemek borusunun alt ucundaki hastalıklar, göğüs kemiğinin alt ucu ve karın bölgesinin üst kısmında yerleşik ağrı ile belirti verir. Reflü, ülser ve gastrit gibi durumlarda, ağızda koku, ağza acı su gelmesi, bulantı, kusma ve iştah azalması diğer bulgu ve yakınmalardır.

Ağrının ani başlayarak uzaması ve özellikle karnın sağ alt kısmında devamlı ve kıvrandırıcı olarak bulunması, sağ kasık bölgesinin üzerine bastırıldığında acının artması, apandisit hastalığını destekler. Bu durum “acil” olarak tedavi edilmediği takdirde yaşam tehlikeye girer.

Yanlış beslenme alışkanlıkları, çevresel faktörler, stres ve helikobakter pilori gibi mikroplara bağlı olarak gastrit ve ülser gibi sağlık sorunları bebeklik döneminden itibaren hemen her yaşta çocukta görülür. Karın ağrısı ilk ve en önemli belirti olarak ortaya çıkarak çocuğun yaşam konforunu etkiler.

Ne zaman doktora başvurmak gerekir?

Çocukta karın ağrısı ilk fark edildiği zaman periyodik olarak ateşi ölçülmeli, ağır besinlerden kaçınıp sıvı ve hafif besinler verilmelidir. Buna rağmen çocukta 1 saatten uzun süren veya gece uykudan uyandıracak derecede şiddetli karın ağrısı, sarı veya yeşil renkte kusma, dışkılama bozukluğu veya dışkıda kan görülmesi, ağızda acı veya ekşi bir tat, idrar yaparken ağrı ya da idrarda renk değişikliği, kilo kaybı, kasıkta ya da idrar torbasında şişlik ve ağrı, yorgunluk hissi, soluk alıp verirken zorlanma gibi belirtiler gözlemleniyorsa zaman kaybetmeden doktora başvurulması gereklidir.

Yaz ishali tehlikesine dikkat!

Özel Tınaztepe Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları bölümünden Uzm. Dr. Can Özoğlu, çocuklarda sık görülen ve özellikle yaz aylarında artış gösteren ishallerle ilgili önemli bilgiler verdi.

Özel Tınaztepe Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları bölümü uzmanı Dr. Can Özoğlu, “Çocukların uzun süre havuzda vakit geçirmeleri yaz ishalleri için önemli bir risk faktörüdür. İshalli hastalık geçse de virüs yayılması devam edebileceğinden ishalden sonraki 10 gün içinde havuza girilmemesi toplum sağlığı için önemlidir” dedi. İshalin çocuklar için ciddi bir tehdit olduğunu belirten Uzm. Dr. Özoğlu, “Sıcak havalarda gıdaların daha çabuk bozulması, mikropların daha kolay üreyebilmesi, terleme ile birlikte vücutta ani tuz kaybı yaşanması, yazın ishal vakalarında artışa neden olmaktadır. Bu nedenlere hijyen koşullarının yetersizliği, atık suların içme veya temizlik sularına karışmasının eklenmesi ishalin kontrol altına alınması güçleşir” dedi.

Yaz ishallerinin etkenlerinin sıklıkla viral değil bakteriyel olduğunu anlatan Uzm. Dr. Özoğlu, “Etkeni virüs olan yaz ishallerinden sıklıkla “Enterovirüsler” sorumludur. Virüsler ve bakteriler gibi bazı parazitler de yaz ishaline neden olabilirler. Yaz ishallerine neden olan bağırsak enfeksiyonlarının seyrinde karında kramp şeklinde ağrı, iştahsızlık, bulantı, kusma, hafif ateş, kilo kaybı görülür. Bu belirtilerin hepsi enfeksiyon geçince ortadan kaybolur” şeklinde konuştu.

ANNE SÜTÜ İYİLEŞTİRİYOR

Her hastalıkta olduğu gibi en ucuz tedavinin korunmak olduğunu hatırlatan Uzm. Dr. Özoğlu, bebeklere ishale karşı önemli bir besin kaynağı olan anne sütünün verilmesinin önemine vurgu yaparak şu bilgileri verdi:

“Hasta olduğu zaman anne sütü alan bebekler daha çabuk iyileşir. Dışkıdan iyi arınmalı, eller özenle, akan suyun altında sabunla yıkanmalıdır. Yazın, su, süt, süt ürünleri ve yumurta içeren pasta, krema vs. ürünler, tavuk, sucuk, salam, sosis, konserve, et, et suyu, kabuklu deniz ürünleri, çiğ tüketilen sebze ve meyveler çok daha dikkatli yenilmelidir. Süt ve süt ürünlerinde mikroplar daha kolay üreyebilmektedir. Örneğin dondurma iyi bir süt, protein ve enerji kaynağıdır. İçme suyunun temiz olduğundan, meyve ve sebze yıkarken kullandığınız suyun temiz olduğundan emin olunuz. Çocukların uzun süre havuzda vakit geçirmeleri yaz ishalleri için önemli bir risk faktörüdür. İshalli hastalık geçse de virüs yayılması devam edebileceğinden ishalden sonraki 10 gün içinde havuza girilmemesi toplum sağlığı için önemlidir.”

PROBİYOTİK GIDALAR ÖNERİLİYOR

Kusma, ateş, ishal beraber olduğunda genel durumu hızla bozulan çocuğun acilen bir sağlık kuruluşuna götürülmesi gerektiğini ifade eden Uzm. Dr. Özoğlu, “Ateşi olmayan, kusmayan, ishalli çocuklara evde yardımcı olunabilir. Süt dışında tüm besinler özellikle sulu gıdalar sık sık, azar azar verilmelidir. Probiyotik içeren yoğurt ve ayran ishalli çocuğun beslenmesinde yer almalıdır. Probiyotik yapılı ilaçların kullanılması tavsiye edilmektedir. Antibiyotikler zaten bozulmuş ve zararlı bakteriler tarafından istilaya uğramış olan bağırsakların doğal dengesinin daha çok bozulmasına neden olur. Doktorunuza danışmadan ilaç kullanmayın” diye konuştu. 

ÖNEMLİ İPUÇLARI:

Uzm. Dr. Özoğlu, anne- babalara şu önerilerde de bulundu:

1. Çocuğun hareketliliği ve aktivitesinde değişiklik olmadıysa, genel olarak keyfi yerindeyse, ağızdan beslenmesini ve sıvı alımını sürdürebiliyorsanız, endişe etmenize gerek yoktur.

2. İshal genellikle kendini sınırlayan bir hastalıktır. 5-7 günde kendiliğinden geçer. İshali tehlikeli yapan ishalin şiddeti ve sıvı ihtiyacının karşılanamamasıdır. Bu da ishale yol açan etkenle yakından ilgilidir. 

3. Beslenmesinde sıvı yiyecek ve içecekleri artırın ancak bağırsakları dinlensin düşüncesiyle ağızdan beslenmesini kesmeyiniz. Bazı anneler hem bağırsaklarını dinlendirmek hem de ishali kesmek için bir süre beslememeyi denerler. Bu yanlış bir uygulamadır. İçebildiği kadar; az az, sık sık ama gün içinde bol miktarda su verilmesi sıvı kaybının önlenmesi açısından önemlidir.

4. İshal seyrinde lifli ve yağlı yiyecekler tercih edilmemelidir. Bunun dışında beslenmesinde, protein ve karbonhidrat kaynaklarında değişiklik yapmayınız. 

5. Sulu ve çok sayıda dışkılamayı kesmeye yönelik olduğu iddia edilen ürünlerden ve uygulamalardan uzak durunuz.

6. Kola gibi gazlı ve şekerli içeceklerin ishale faydalı olduğuna inanılır. Bu düşünce tamamen yanlıştır. Şeker oranı yüksek içecekler bağırsaklardan su kaybını artırmaktadır.

Babalar gününün en mutlu iki babası

Biri 7 aylık kızına, diğeri 2 yaşındaki oğluna donör oldu, karaciğer nakliyle çocuklarının hayatını kurtardı

İzmir’de  Yavuz inan (33) 7 aylık kızı Serra’ya, Şenol Kiraz (31) 2 yaşındaki oğlu Ensar’a donör oldu, karaciğer nakliyle evlatlarını hayata döndürdü. İnan ve Kiraz, çocuklarının bir gülücüğünün en güzel hediye olduğunu belirtirken, bu Babalar Gününün de en mutlu iki babası oldu. Doç. Dr. Murat Kılıç, “278 bebek-çocuk naklimizin 78’inde babalar verici olarak, çocuklarının hayatını kurtardı” dedi. 

AMBULANS UÇAKLA SEVK EDİLDİ

Rize’de yaşayan hemşire Meryem Kiraz (28) ile ambulans teknikeri Şenol Kiraz (31), ikinci çocukları Ensar’ı 14 Kasım 2014’te kucaklarına aldı. İki yaşına kadar sağlıkla büyüyen Ensar’ın cildinin sararmaya başlamasıyla ikisi de sağlıkçı olan anne baba doktora başvurdu. Rize’den Trabzon’a gönderilen Ensar’a otoimmmün hepatit tanısı koyuldu. Ensar iyice ağırlaşınca uçak ambulansla İzmir’e Kent Hastanesi’ne sevk edildi. Nakil kararı alının Ensar’a babası Şenol Kiraz verici oldu ve 3 ay önce 14 Mart Tıp Bayramı’nda Doç. Dr. Murat Kılıç ve Opr. Dr. Cahit Yılmaz başkanlığındaki ekip tarafından nakil gerçekleştirildi. 

SARILIKTAN KARACİĞER NAKLİNE

Manisa’da tornacılık yapan Yavuz İnan (33) ile ev hanımı Emel İnan’ın da  (30) ikinci çocukları Serra 22 Haziran 2016’da dünyaya geldi. İlk çocukları Ebrar’da (5) yaşamadıkları sarılık sorunuyla karşı karşıya kalan İnan çifti, Serra’yı üniversite hastanesine götürdü. Aylarca takip edilip tetkikleri yapılan Serra’nın safra kanallarının tıkalı olduğu saptandı, siroz tanısı koyuldu. Sağlığı hızla bozulan Serra da karaciğer nakli için İzmir Kent Hastanesi’ne getirildi. Ensar’da olduğu gibi Serra’ya da babası Yavuz İnan donör oldu. Doç. Dr. Murat Kılıç ve Opr. Dr. Cahit Yılmaz başkanlığındaki ekip, babadan alınan karaciğer dokusunu minik kıza nakletti. 

MUTLU BABALAR

İki bebeğin de hayatını babaları kurtarırken, Babalar Günü öncesi doktorlarıyla buluşan aileler duygulu anların yaşanmasına neden oldu. Ensar’ın babası Şenol Kiraz, “Oğlumuz elimizden kayıp gidiyordu. O günle bugün arasında dünyalar kadar fark var. Sağlık Bakanlığımıza, Kent Hastanesi ve doktorlarına çok teşekkür ediyorum. Çocuğumu zaman kaybetmeyelim diye uçak ambulansla İzmir’e gönderdiler. Havaalanından ambulansla hastaneye geldik. Tek kuruş ödemeden naklimiz oldu, şimdi de kontrollerimiz oluyor.  Oğlumun bu duruma gelmesi bizim için en büyük hediye. Onun gülmesi, konuşması her şeye değer” diye konuştu.

Kızı Serra’ya can aşısı olan baba Yavuz İnan da duygularını şöyle dile getirdi:

“Zor bir süreç geçirdik, Serra sapsarıydı, halsizdi. İnsanın çocuğunu sağlıklı mutlu görmesi yetiyor, bütün sıkıntılar geçiyor. Bir baba olarak mutluluğumu ifade edemem, yaşayan bilir diyorlar ya öyleyim. Yüzündeki gülücüğü görünce dünyalar babasının oluyor. Çok güzel bir babalar günü geçireceğime inanıyorum.”

78 BABADAN ÇOCUĞUNA NAKİL GERÇEKLEŞTİ

Öte yandan 8 yılda 278 bebek ve çocuğa karaciğer nakli yaptıklarını belirten İzmir Kent hastanesi Karaciğer Nakli Bölümü Başkanı Doç. Dr. Murat Kılıç şöyle konuştu:

“Çocuklarda karaciğer yetmezliği çok ciddi bir sorun hayati tehlike yaratan bir durum. Karaciğer nakli olmazsa bu çocukların haftalar ya da aylar içinde kaybedilmeleri söz konusu. Karaciğerde, böbrek yetmezliğindeki gibi diyaliz imkan olmadığı için nakil tek şans. Maalesef kadavra bağışlarda yeterli değil. Kent’te 8 yılda 278 bebek- çocuk nakil oldu. Bunların sadece 18’i kadavradan. Ağırlıklı canlı vericili nakil yapıyoruz. Öncelik annelerde. 104 anne, 78 baba verici. İki çocuğumuzda da babalar verici olmaya uygundu, çocuklarının hayatlarına kurtardı. Onları amca, dayı, hala, teyze, büyükanne, büyükbabalar izliyor. Canlı vericili nakillerde ülkemiz Avrupa’da birinci durumda. Bu nakiller yüzde 90 kurtulma imkanı sağlıyor.”

CANLI DONÖR DAĞILIMI ŞÖYLE

Kılıç, Türkiye’de en çok bebek- çocuk karaciğer naklinin yapıldığı Merkez olan Kent’te donör dağılımını şöyle açıkladı:

Anne:104, Baba:78, Kardeş (ağabey-abla): 15

Teyze:12, Amca:10, Dayı:10

Hala:5, Dede:5, Kuzen:5

Yenge:3, Anneanne:2, Babaanne:2

Etik kurul:9, Kadavra:18

ANNELER DOĞURDU, BABALAR YAŞATTI

Çocuk Gastroenteroloji uzmanı Prof. Dr. sema Aydoğdu da iki bebeğin de ölümden döndüğünü belirterek şu bilgileri verdi:

“Serra doğuştan safra yolları tıkalı olmasıyla ilgili bir hastalık. Bilier atrazi. Tüm dünyada bebeklerin en çok karaciğer nakli olmasına neden olan süreç. Türkiye’de de birinci sırada yer alıyor. Tanı gecikirse iki ay içinde siroz olmasına yol açıyor. Dolayısıyle bilier atrezili bebekler ilk 6 ayda, çok hızlı o civarda nakil olmaları gerekiyor aksi halde karaciğer yetmezliğiyle kaybediyoruz bu bebekleri. Serra’yı annesi dünyaya getirdi, babasının karaciğeriyle de yaşamına devam ediyor. Ensar ise iki yaşına kadar tamamen sağlıklı olan bir çocuk. Birden bire, nedeni belli olmayan genellikle mikroplarla ilişkisi olabileceği düşünülen  non a, non b, non c hepatit dediğimiz karaciğer iltihaplanması oluyor. Ancak Ensar’ın farklı bir olay oldu, nakilden sonra bu kez kemik iliği yetmezliğine girdi. Yaptığımız modern tedaviler sonucunda kemik iliği de düzeldi, şu anda babasının karaciğeriyle hayatına devam ediyor. Babalar da çocuklar da sağlıklı ve mutlu.”

Kalp Krizinden Kalıcı Görme Kaybına!

KONTROLSÜZ HİPERTANSİYONDA 9 GİZLİ TEHLİKE

Ülkemizde her 3 erişkinden 1’inde görülen hipertansiyon, günümüzde giderek yaygınlaşan çok önemli bir sağlık sorunu.

Kan basıncının yüksek olması anlamına gelen hipertansiyon kontrol altına alınmadığında kalp krizinden görme kaybına dek ciddi sonuçlara yol açabilse de, toplumumuzda ne yazık ki bu hastalığa karşı yeterli bilinç oluşmuş değil. Acıbadem International Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Güliz Erdem “Hipertansiyonu olan pek çok kişiden ‘ama benim şikayetim yok’ yorumunu çok sık duyuyoruz. Oysa şikayetin olmaması yüksek kan basıncının olmadığını veya zararı olmadığını göstermiyor. Hissedilmese bile kan basıncı yüksekliği sağlık problemlerine neden olmaya devam ediyor” diyor.

Kan basıncı yüksek olduğunda, özellikle enseden başlayan baş ağrısı, burun kanaması, nefes darlığı gibi şikayetler olabileceği gibi, uzun yıllar hiçbir belirti vermeden de aynı yüksekliğin görülebileceğini vurgulayan Doç. Dr. Güliz Erdem “Hipertansiyonda hekiminizin önerdiği tedaviyi devamlı ve düzenli uygulamanız; doktorunuz değiştirmediği sürece ilaçlarınızı kesmeyip, değiştirmemeniz çok önemlidir. Kan basıncı diyet, mevsim değişiklikleri, psikolojik durum veya ilaçlar gibi birçok faktörden etkilenebilir. Hipertansiyonu olan kişilerin kendi kan basınçlarını kontrol etmeleri ve değişiklik görmeleri halinde doktorlarına danışmaları gerekir” diyor. Doç. Dr. Güliz Erdem, kontrol altına alınmayan hipertansiyonun yol açabildiği 9 tehlikeyi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. 

Kalp krizi

Kalp kasını besleyen koroner damarların daralmasında ve tıkanmasında kontrolsüz hipertansiyon en önemli risk faktörlerinden biri. Bu durumda kalbi besleyecek oksijenden zengin, yeterli kan akımının sağlanamaması sonucu oluşan göğüs ağrısı, göğüste rahatsızlık hissi, nefes darlığı kalp krizinin en sık görülen belirtileri olarak öne çıkıyor. 

İnme

Kontrolsüz yüksek kan basıncı, beyin damarlarının hasar görmesi ve daralmasına, çatlamasına sebep olabiliyor. Bunun yanı sıra kan basıncı yüksekliğinin de oluşmasında etken olduğu pıhtının, beyin damarını tıkaması da inmeye yol açabiliyor.

Kalp yetmezliği

Yüksek kan basıncı olduğu zaman kalp kası, kanı vücuda pompalamak için kalınlaşıyor. Zamanla kalınlaşmış kalp kası, yeterli kanı pompalamak için gerekli fonksiyonunu yerine getiremiyor ve kalp yetmezliği oluşuyor. 

Hafıza sorunları

Beyin damarlarına kan basıncı yüksekliğinin verdiği zarar hafıza, düşünme ve konuşma becerilerini olumsuz yönde etkiliyor. 

Böbrek hastalığı

Doç. Dr. Güliz Erdem “Böbreklerin kandaki atıkları süzebilmesi; düzenli sıvı, hormon, tuz, asit dengesini sağlayabilmesi için sağlıklı damarlara ihtiyacı vardır. Bu nedenle yüksek kan basıncına bağlı bu sistemdeki düzenin bozulması, çeşitli böbrek hastalıklarına yol açar. Vücudun kan basıncını düzenlemesi de daha da zorlaşır” diyor. 

Periferal damar hastalıkları

Bacak damarlarında, damar sertliğinin oluşması sonucu kan akımı etkilenirse, ayaklarda ve bacaklarda ağrı, kramp, uyuşma oluşabiliyor.

Göz damarlarında kalınlaşma, daralma

Kan basıncı yüksekliği tedavi edilmezse gözde retinaya giden hassas damarlara zarar verebiliyor; sonuç kalıcı görme kaybına kadar farklı seviyelerde görme sorunlarına sebep olabiliyor. Aynı zamanda inmeye neden olan kontrolsüz kan basıncı da görme kayıplarına yol açabiliyor.

Cinsel fonksiyon bozuklukları

Yapılan bilimsel çalışmalar; hem erkek hem de kadınlarda kan basıncı yüksek olanlarda cinsel fonksiyon bozukluklarının, hipertansiyonu olmayan kişilere göre daha fazla olduğunu ortaya koyuyor. 

Aort anevrizması

Doç. Dr. Güliz Erdem “Kan basıncının yüksek olması, zamanla damar duvarında zayıflama olması sonucunda, damarın bir kesiminde genişleme ve anevrizma olarak tanımlanan balonlaşmaya sebep olabilir. Anevrizma vücudun her yerindeki damarlarda oluşabilmekle birlikte, sıklıkla vücudun en büyük damarı olan aortada bulunur ve yırtılarak hayatı tehdit eden kanamalara sebep olabilir” diyor.

Bir Saatlik Koşu Hayatınıza 7 Saat Ekleyebilir

YÜRÜMEK, BİSİKLET SÜRMEK DE ÖLÜM RİSKİNİ YÜZDE 12 DÜŞÜREBİLİYOR

Koşu, yaşam süresini uzatmak için en etkili yegane egzersiz olabilir. Yapılan yeni bir araştırmaya göre yavaş ya da seyrek koşsalar, hatta sigara içseler, alkol kullansalar veya kilolu olsalar bile koşucuların, koşu yapmayanlara kıyasla ortalama 3 yıl daha fazla yaşadığı bulundu. Diğer sporların hiçbiri insan ömrü üzerinde bu denli etkiye sahip değildi. Günlük beş dakika koşmak bile ömrü uzatıyor.

İstanbul Aydın Üniversitesi VM Medical Park Florya Hastanesi’nden Opr. Dr. M. Melih Çiçek, Dallas’taki Cooper Enstitüsü’nde gerçekleştirilen, egzersiz ve ölüm arasındaki ilişkileri inceleyen araştırmanın detayları hakkında şu bilgileri verdi:

ERKEN ÖLÜM RİSKİNİ YÜZDE 40 AZALTIYOR

“Araştırmacılar, hızı veya kilometre oranı ne olursa olsun kişinin erken ölüm riskini neredeyse yüzde 40 oranında düşürdüğünü gördüler. Araştırmacılar sigara kullanmak, içki içmek, hipertansiyon ve obezite gibi sağlık sorunları geçmişini kontrol ettiğinde bile, koşunun ömrü uzattığını tespit ettiler.

Bilim insanları bu verileri kullanarak; araştırmalara katılan ve koşucu olmayan insanlar spor yapmaya başladıklarında, bu insanlar için ölüm riskinin yüzde 16 oranında, kalp krizi riskinin ise yüzde 25 oranında azaldığını buldular.

HAFTADA 2 SAAT KOŞU, ÖMRÜ 40 YILDA 3.2 YIL UZATIYOR

Araştırmacılar, Cooper Institute çalışmasındaki koşucuların verdiği raporlara göre, haftada 2 saat koşan birinin 40 yılda 6 ayı koşarak harcayacağını, ömrünün 2.8 ile 3.2 yıl arasında uzayacağını buldular.

Araştırmacılar somut olarak, bir saatlik koşunun, insan ömrüne istatiksel olarak ortalama yedi saat eklediğini bildiriyor.

Koşmak insanları ölümsüz yapmaz. İnsanlar ne kadar koşarsa koşsun ömre eklenen süre üç yılla sınırlı.

YÜRÜMEK, BİSİKLET SÜRMEK ÖLÜM RİSKİNİ YÜZDE 12 DÜŞÜREBİLİYOR

Bu arada araştırmacılar, diğer egzersiz çeşitlerinin de insan ömrünün uzaması açısından faydalı olduğunu fakat hiç birinin koşu kadar ömrü uzatmadığını keşfettiler. Yürümek, bisiklet sürmek gibi diğer aktiviteler koşu ile aynı eforu gerektirse de erken ölüm riskini sadece yüzde 12 oranında düşürebiliyor.

Erken ölüm riskine karşı, koşu eşsiz bir potansiyel oluşturuyor. Koşu, erken ölüme neden olan ekstra vücut yağı ve yüksek tansiyon gibi faktörlerle savaşıyor.

Ayrıca, koşu aerobik fitliği artırır ve aerobik fitlik, uzun vadeli sağlığın bilinen en iyi göstergelerinden biridir.”

SADECE KOŞMAK YETMEZ SAĞLIKLI YAŞAM TARZI DA ÖNEMLİ

Araştırmanın, koşan kişilerin daha uzun yaşayan insanlar olduklarını kanıtladığını belirten Opr. Dr. M. Melih Çiçek, araştırmaya katılan koşucuların genellikle sağlıklı yaşam tarzları olduğuna da dikkati çekiyor.

Kırmızı Et Bizi Öldürüyor mu?

BariatrikLab Obezite ve Metabolik Cerrahi Merkezi kurucusu Prof. Dr. Halil Coşkun ile birlikte çalışmalar yürüten Uzm. Dyt. Nazlı Acar, bu konuda önemli bilgiler verdi:

Dünya Sağlık Örgütü’nün işlenmiş etin kansere neden olduğunu ve kırmızı etin muhtemelen kanserojen olduğunu belirtmesi tartışmaları da beraberinde getirdi. Kırmızı et gerçekten bizi öldürüyor mu? Peki nasıl besleneceğiz? Vejetaryen mi olalım?

“Bilimsel çalışmalar, kırmızı et tüketiminin artmasının (özellikle işlenmiş kırmızı et) artan ölüm oranları ile ilişkili olduğunu göstermektedir.

Kırmızı etinin aşırı tüketimi ölüm riskini artıyor ve bu konuyla ilgili yapılan son araştırmalara göre, vejetaryen bir diyetin veya Akdeniz diyetinin daha sağlıklı olduğuna dair kanıtlar mevcuttur.

GÜNLÜK TÜKETİMİ 70 GRAMA DÜŞÜRÜN

90 gram ve daha fazla kırmızı et veya işlenmiş et yiyen kişilerin bu değeri günde 70 grama düşürmesi öneriliyor. Kırmızı et, batı toplumlarında kardiyovasküler hastalıklarının ve kanser riskini arttırıyor.

Yapılan çalışmalar, çok miktarda kırmızı et ve işlenmiş et yemek artan ölüm riski ile istatistiksel olarak ilişkilendirilmiştir. 2003 yılında yapılan çalışmalara göre, et tüketim oranı düşürüldüğünde ölüm riski yüzde 25 ile yüzde 50 arası azalmaktadır. 17 yıldan daha uzun süre vejetaryen bir diyetle yaşamış kişilerin ortalama ömürleri kısa süreli vejetaryenlerden 3.6 yıl daha yüksek bulunmuştur.

VEGAN VE VEJETARYEN DİYETİ DAHA SAĞLIKLI

Buna karşılık, vegan diyetin, kardiyovasküler hastalıklar, diyabet gibi kronik hastalıkların riskini azalttığı vurgulanmaktadır. Bununla birlikte, balık eti ve beyaz et tüketimi artan ölüm riski ile açıkça ilişkilendirilmemektedir.

Et ve vejetaryen diyetleri karşılaştırıldığında vejetaryen diyet ile beslenen kişilerin, kansere yakalanma oranı yüzde 10 ve kalp rahatsızlığına oranıysa yüzde 32 daha düşük olduğu yayınlarla kanıtlanmıştır.

Kırmızı et ve özellikle işlenmiş etlerden kaçınılması; bunun yerine meyve, sebze, tahıllar ve baklagiller gibi besin değeri açısından zengin ürünlerin tüketilmesi insan sağlığına kanıtlanmış bir biçimde yararlıdır.

Böyle ani bir beslenme örüntüsü değişimi kişiye zor geliyorsa, beslenme uzmanları mümkün olduğunca sınırlı hayvansal ürünlerinin tüketimini teşvik etmeli ve kırmızı etin tüketimi azaltılmalıdır; yerine balık veya beyaz et tercih edilmelidir.

KIRMIZI ETÇİLER; ERKEKLER, YAŞLILAR VE SİGARA İÇENLER

Fazlaca kırmızı et tüketen kişilere bakıldığında profilin çoğunlukla erkeklerden, yaşlılardan ve sigara içenlerden oluştuğu saptanmıştır. Bu insanların kilolu olma eğiliminde oldukları da aynı çalışmada vurgulanmıştır. Kişilerin et tüketiminden ziyade tehdit eden çok sayıda risk faktörü vardır.

Aynı zamanda İngiltere’de yapılan araştırmalar vejetaryenlerde, diyabet, böbrek taşı ve yüksek tansiyon gibi diğer yaygın hastalık oranlarının daha düşük olduğunu gösteriyor.”

Yazın Sıcak Çarpmalarına Dikkat

Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi’nde personele sertifikalı ilkyardım eğitimi veriliyor

Volkan Abuy-Mine Uslu-Selin Akın

Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi Cerrahi Hastalıkları Hemşireliği Anabilim Dalı’nda personele sertifikalı ilkyardım eğitimi veriliyor. Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi’nde  personele yönelik verilen iki günlük  eğitimin  sonunda katılımcılara sertifika verilecek.

Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi’nde Temel İlk Yardım Eğitimi Programı kapsamında  yanık, donma ve sıcak çarpmalarında uygulanacak ilk yardım eğitimi verildi. Araş. Gör. Hatice Eda Yoltay tarafından verilen eğitimde, vaka sonrası  yapılması gereken  ilk yardım uygulamalarından bahsedildi. 

Sıcak çarpmasının en çok görülen belirtilerinin baş dönmesi, mide bulantısı, aşırı terleme, bilinç kaybı, solunum zorluğu olduğunu aktaran Araş. Gör. Hatice Eda Yoltay, konu ile ilgili olarak alınması gereken önemlerin başında şapka, güneş gözlüğü ve şemsiye kullanımının olduğunu söyledi. Sıcak çarpması yaşanıldığında yapılması gerekenleri anlatan  Araş. Gör. Hatice Eda Yoltay, “Bol miktarda sıvı tüketmeli ve vücut temiz tutulmalı. Eğer kişinin mide bulantısı yoksa ve bilinci açıksa 1 litre suya 1 çay kaşığı tuz ve 1 çay kaşığı karbonat karıştırarak içirilmesi faydalıdır” diye konuştu.

Donma ile ilgili bilgiler de veren Araş. Gör. Hatice Eda Yoltay, “Donma hakkında doğru bildiğimizi zannettiğimiz çok şey var. Donma durumunda bulunan kişiyi aniden sıcak ortama sokmamalıyız. Donmak üzere olan kişinin öncelikle   ılık ortama alınarak normal sıcaklığına kavuşmasını beklemek çok önemli” diye konuştu.

CİSED Kadın Mastürbasyonuyla İlgili 10 Cinsel Miti Açıkladı

İŞTE KADIN MASTÜRBASYONUYLA İLGİLİ EN YAYGIN CİNSEL MİTLER…

CİSED GENEL BAŞKANI PSİKOTERAPİST CEM KEÇE: “PARTNERBASYON KOİTE ALTERNATİF OLABİLİR!”

Mastürbasyon genellikle erkeklere özgü bir cinsel deneyim olarak görülür. Bu yüzden de kadınların mastürbasyon yapmasıyla ilgili birçok yanlış bilgi yani hurafe doğruymuş gibi kabul edilerek çeşitli cinsel mitler ortaya çıkmıştır. Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği (CİSED) cinsel terapistleri kadınların mastürbasyon yapması hakkında halk arasında dolaşan mitleri, yani doğru sanılan yanlışları açıkladı.

MASTÜRBASYON DOĞAL BİR CİNSEL DENEYİM VE KİŞİSEL BİR SEÇİMDİR!

CİSED Genel Başkanı Psikoterapist Cem Keçe, “Otoerotik aktivite” ya da “otoerotizm” olarak da adlandırılan “mastürbasyon”u şöyle tanımladı: “Mastürbasyon cinsel organların veya vücutta diğer erojen bölgelerin, kişinin kendisi tarafından, genellikle elle veya mastürbasyon aletleri kullanılarak genelde boşalma oluncaya kadar uyarılmasıdır. Diğer bir ifadeyle kişinin düşünsel cinsel fanteziler, görsel erotik materyaller ve elle uyarma gibi fiziksel yöntemler kullanarak kendini tatmin etmesi ve cinsel doyum sağlamasıdır.” Kişinin rahatlamasına ve cinsel haz almasına yardımcı olduğu için mastürbasyonun doğal bir cinsel deneyim olduğunu belirten Keçe, mastürbasyonun düzenli cinsel partneri olmayan kişiler için en kolay tatmin yöntemi olduğunu ve aşırıya kaçılmadığı, normal bir cinsel ilişkiye tercih edilmediği sürece zararlı olmadığını belirterek mastürbasyonun kişisel bir seçim olduğunu vurguladı.

Keçe, kadınlar ve mastürbasyon konusunda kulaktan kulağa ağızdan ağıza dolaşarak doğru kabul edilmeye başlanan ama insanları yanlış yönlendiren mitleri şöyle sıraladı:

1. Kadınlar mastürbasyon yapmaz!

“Kadınlar da mastürbasyon yaparlar, bu çok doğal ve normal bir durumdur. Ancak ‘Ahlaklı kadın mastürbasyon yapmaz’ algısı nedeniyle mastürbasyon yaptıklarını sır gibi saklarlar. Mastürbasyon yoluyla kadın rahatlar, gevşer, kendi bedenini tanır, nerelerine dokunulmasından zevk aldığını keşfeder ve bir partneri yoksa cinsel dürtülerini en uygun şekilde tatmin etmiş olur. Ama en önemlisi kadının ‘kadın olma’ aşamalarından biri de mastürbasyon ile kendi kendini keşiftir. Kadının bedenini tanıması, cinselliği keşfetmesi, orgazm olmayı öğrenmesi ve sağlıklı bir cinsel yaşama sahip olması için ihtiyaç duydukça mastürbasyon yapması doğal bir cinsel etkinliktir ama yapıp yapmamak kişinin kendi tercihidir.”

2. Mastürbasyon erkekler için ihtiyaçtır, kadınlar için değildir!

“Cinsellik tüm insanlar için doğal bir ihtiyaçtır. Cinselliği öznel olarak yaşama deneyimi olan mastürbasyon da hem kadınlar hem erkekler için cinsel yaşamın doğal bir parçasıdır. Hatta kadınlar cinsel ilişkiye girme korkusu, ağrılı cinsel ilişki, orgazm olamama gibi cinsel sorunlarını mastürbasyon sayesinde çözebilirler. Söz konusu cinsellik olduğunda kadınlar arzularını bastırırlar. Bazı kadınlar kendi vücutlarını keşfetmeye bile çekinirler. Bu nedenle de erkekler mastürbasyonu bilinçli bir şekilde yaparlar ama çoğunlukla kadınlar mastürbasyon yapmayı tesadüfen keşfederler.”

3. Mastürbasyon yapan kadın seks düşkünüdür!

“Cinsel gelişim evrelerinin yaşandığı çocukluk yıllarında bilinçsiz olarak başlayan, ergenlikte bilinçli olarak yapılan mastürbasyon, erkekler için doğal bir cinsel gereklilik olarak görülür. Öte yandan mastürbasyon yapan kadınların sekse çok düşkün olduğu düşünülür. Bu nedenle, doğal bir cinsel ihtiyacını karşılamak isteyen kadınların çoğu mastürbasyon yaptıklarında suçluluk, günahkarlık ve utanç duyguları hissederler.”

4. Hamilelerin mastürbasyon yapması tehlikelidir!

“Sanılanın aksine hamilelikte cinsel yaşamın sona erdirilmesi gerekmez. Hamile kadınlar eşleriyle cinsel ilişkiye devam edebilecekleri gibi, mastürbasyon yapmalarının da kendileri ve bebekleri açısından bir zararı yoktur. Hatta cinsel ilişkinin daha zor hale geldiği gebeliğin ileri dönemlerinde hamileler boşalmak için sadece mastürbasyonu tercih edebilirler.”

5. Mastürbasyon yapan kadınlar feminist ya da lezbiyendir!

“Kadınları yalnızca erkek için bir partner olarak görenler, onların kendi arzularını tatmin etmek yerine sırf bir erkeğe ihtiyaç duymadan cinsel tatmin sağlamak için mastürbasyon yaptıklarını düşünür ve bu nedenle mastürbasyon yapan kadınların feminist ya da lezbiyen olduklarına inanırlar. Oysa sağlıklı her kadın mastürbasyon yapabilir.”

6. Partneri olan kadınlar mastürbasyon yapmaz!

“Mastürbasyon sadece partneri olmayanlara özgü bir cinsel etkinlik değildir. Tıpkı erkekler gibi kadınlar da partnerleri varken de mastürbasyon yapabilirler. Çünkü mastürbasyon partnerle cinsel ilişkinin yerine geçen bir etkinlik değildir. Mastürbasyon partnerin dokunuşlarıyla yapıldığında tek kişilik bir eylem olmaktan çıkar ve benim ‘partnerbasyon’ adını verdiğim eşli bir seks tekniğine dönüşür ve penis-vajina birlikteliği olan koite alternatif yaratır. Partnerbasyon çiftin seks repertuarlarını genişletmesine ve rahatlamasına, birbirlerini cinsel doyuma ulaştırmasına, cinselliği doyasıya yaşamasına yardımcı olur. Koite alternatif üretilmeyen cinsel yaşam monotonlaşma riskiyle karşı karşıya kalır.”

7. Kız çocukların mastürbasyon yapması sağlıksız ve anormal bir durumdur!

“Çocuklarda mastürbasyon cinsel gelişim evrelerinin doğal bir sonucu olarak yaşanır. Hem kız hem erkek çocuklar için mastürbasyon haz vermenin dışında gerilimi azaltma, rahatlatma ve kaygıyla mücadele gibi işlevlere sahip olan sağlıklı ve normal bir durumdur. Çocukluk mastürbasyonu hem haz merkezlidir hem de stresi azaltmaya yönelik bir savunmadır ve yetişkin cinselliğinden çok farklıdır. Çocuğun psikoseksüel gelişimi, cinsel kimliğini fark etmesi ve kabullenmesi için gereklidir. Ancak çocuk abartılı ve ailesini utandıracak şekilde uluorta mastürbasyon yapıyorsa, bu çocuğun stres yaşadığının bir göstergesidir. Bu durumda genellikle çocuk hasta veya sorunlu değildir, ebeveynlerin çocukla olan ilişkisi veya ebeveynlerin birbirleriyle olan partner ilişkisinde ciddi sorunlar vardır. Ebeveynler aile veya evlilik terapisine başvurmalıdır. Ayrıca çocukluk döneminde mastürbasyonun cezalandırılması ya da yasaklanması yetişkinlikte, cinsellikle ilgili suçluluk, günahkarlık, utanç, korku ve tiksinti gibi duygulara ve cinsel işlev bozukluklarına neden olabilir.”

8. Mastürbasyon genç işidir, yaşlılar yapmaz!

“Cinselliğin yaşı yoktur; bebeklikten yaşlılığa kadar insan yaşamının her evresinde cinselliği farklı boyutlarda ve şekillerde yaşar. Dolayısıyla insanın hayatında çocukluk yaşlarından itibaren var olan, zevk, rahatlama ve mutluluk veren mastürbasyon da kadın ya da erkek tüm sağlıklı bireylerin ileri yaşlara kadar yaşayabilecekleri bir cinsel deneyimdir.”

9. Kadınların mastürbasyon yapması yalnızca porno filmler içindir!

“Erkeklerin mastürbasyon yapmasındaki amacın kendi arzularını tatmin etmek olduğu düşünülürken, kadınların mastürbasyon yapmasının yalnızca erkeklerin arzularını harekete geçirmek, yani seksi pozlar verip, sesler çıkararak onları tahrik etmek için olduğu düşünülür. Oysa kadınlar da kendilerini cinsel olarak tatmin etmek için mastürbasyon yaparlar.”

10. Mastürbasyon yapan kadının cinsel isteği azalır!

“Tam tersine mastürbasyon kadının kendi bedenini, cinsellikten aldığı hazzı, boşalmayı veya orgazm olmayı öğrenmesine yardımcı olacağı için cinsellikten zevk almasını sağlayarak kendisini daha iyi hissettirir ve cinsel isteğinin artmasını sağlar. Ayrıca, sadece cinselliğini, boşalma veya orgazm yeteneğini arttırmakla kalmaz, aynı zamanda nelerden hoşlandığı konusunda partnerini de yönlendirerek birlikte seksten daha fazla zevk almalarını sağlar.”