Ölmeden Önce Söyledikleri Gerçek Oldu

  • Aydın Gazete
  • 23 Ocak 2017
  • Yorumlar Kapalı

TGS İzmir Şubesi Başkanı Hüner: Tarafsızca yapılacak bir soruşturmada Mumcu’nun yazdığı kitaplarda ip uçlarını verdiği katil veya katiller bugün dahi yakalanabilir. Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) İzmir Şubesi Başkanı Halil İbrahim Hüner, 24 Ocak 1993’de evinin önünde aracına düzenlenen bombalı suikast sonucu 51 yasında katledilen Gazeteci- Yazar Uğur Mumcu’nun, öldürülmeden kısa süre önce söylediği ‘’Cemaatlere, tarikatlara giren çocuklar 30 sene sonra general olacak, Cumhuriyet’e karşı ayaklanacaklar’’ sözünün ‘’15 Temmuz 2016’da FETO darbe girişimiyle” gerçeğe dönüştüğünü bildirdi.

Hüner, Mumcu’nun yaşamı boyunca örgütlü yapıya inandığını, Cumhuriyet Gazetesi’nde yazdığı süreçte TGS üyesi olduğunu anımsattı.

Araştırmacı ve dürüst gazeteciliğe en özlem duyulan bu günlerde Mumcu’nun geçmişte yaptığı uyarıların dikkate alınmadığını belirten Hüner, şunları kaydetti:

24 Yıl Önce Söyledi, 15 Temmuzda Gerçek Oldu

‘’Uğur Mumcu bugün yaşananlar için bizi uyarmıştı. 24 yıl önce katledilmesinden kısa süre önce söylediği ‘Cemaatlere, tarikatlara giren çocuklar 30 sene sonra general olacak, Cumhuriyet’e karşı ayaklanacaklar’ sözü ’15 Temmuz 2016 Türkiyesi’nde FETO darbe girişimiyle’ gerçek oldu. ‘Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz’ sözü Mumcu’ya aittir. O hukukçu altyapısı, araştırmacı gazeteciliğiyle siyaset ve ekonomide ‘yeşil sermaye’, ’kara para’ ile bölücülük konularını yazılarında sürekli irdeledi, dikkat çekti; uyanık olunmasını istedi. Türkiye Cumhuriyeti’nin her türlü siyasi ve ekonomik sorunlarının Mustafa Kemal Atatürk’ün ilkeleri, devrimleri ile bağımsız Türkiye ideolojisine her yurttaşın sıkı sıkıya sahip çıkmasıyla çözüleceğine inanıyordu.

Katiller Bugün Bile Yakalanabilir

Bugün yaşadığımız süreci ve sonuçlarını Silah Kaçakçılığı Ve Terör , Rabita, Tarikat – Siyaset – Ticaret, Kürt İslam Ayaklanması gibi kitaplarında yazmıştır. Türkiye’de araştırmacı belgeye dayanan gazeteciliğin öncüsü kabul edilen, ülke tarihindeki karanlık olayların ve ilişkilerin üzerine korkusuzca giden yazılarıyla bilinen Uğur Mumcu’nun katilleri hala bulunamadı. İktidarlar bu cinayeti aydınlatmada gönülsüz davrandıkları için suikast karanlıkta kaldı, faili meçhul oldu. Tarafsızca yapılacak bir soruşturmada Mumcu’nun yazdığı kitaplarda ip uçlarını verdiği katil veya katiller bugün dahi yakalanabilir.  Türk halkının aydınlanması için Cumhuriyet Gazetesi’ndeki köşesi ile  dördü söyleşi ve dizilerden derlenen 31 kitabında Türk halkına önemli uyarılarda bulundu.  Yazılarıyla, haberleriyle, sorularıyla gerçeklere ulaşmaya çabalarken haklarında davalar açılan, soruşturmalara uğrayan gazetecilerin olduğu bir ülkede düşünce ve ifade özgürlüğünden bahsetmenin anlam taşımadığını düşünüyoruz. Katledilişinin 24. yılında Uğur Mumcu’yu unutmadık, sembolü olduğu değerleri unutmayacağız. Mumcu, yazıları ve uyarılarıyla bir simge olarak yaşayacak, Türk basın tarihindeki yerini aynı değerle koruyacaktır. “

 

İşte Mumcu’nun 51 yıllık hayatı ve kitapları


1942

22 Ağustos’ta Kırşehir’de doğdu. Tapu kadastro memuru Hakkı Şinasi Bey ile Nadire Hanım’ın dört çocuğunun üçüncüsü. 

1949 – 54

Ankara Ulus’taki Devrim İlkokulu’nda başladığı ilköğrenimini Bahçelievler’deki Ulubatlı Hasan İlkokulu’nda tamamladı.

1957- 61

Ankara Cumhuriyet Ortaokulu’nu ve Ankara Deneme Lisesi’ni bitirdikten sonra Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne girdi.

1962

Yazmaya öğrencilik yıllarında başladı. Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan “Türk Sosyalizmi”  başlıklı makalesiyle Yunus Nadi Ödülü’nü aldı.

1963

Fakültede Öğrenci Derneği Başkanı seçildi.

1965

Hukuk fakültesini bitirdi ve Cemal Reşit Eyüpoğlu’nun yanında bir süre avukatlık yaptı.

1965-66

18 Haziran 1965’te “Biz Anayasayı Savunuyoruz. Ya Siz?”  başlıklı makalesiyle Yön dergisinde yazmaya başladı. Doğan Avcıoğlu’nun yönetimindeki Yön dergisinde yazdığı makalelerde “Atatürk  devrimleri ve tam bağımsız Türkiye” fikrini savundu.

1967

30 Haziran’da “Kitap Toplatmak Anayasaya Aykırıdır”  başlıklı yazısıyla Kim dergisinde yazmaya başladı.18 Ağustos’ta “Anayasaya Saygı”  başlıklı yazısıyla Akşam gazetesinde incelemeleri yayımlanmaya başladı.

1968

Dil öğrenmek için İngiltere’ye gitti. Yazılarına oradan devam etti. 25 Şubat’ta Akşam gazetesindeki inceleme yazılarının sonuncusu yayımlandı.1 Mart’ta Kim dergisindeki son yazısı, Londra’dan yolladığı “Yeter Artık Beyler”  oldu. 25 Mart’tan itibaren aralıklarla Türk Solu dergisinde yazmaya başladı.

1969

31 Ocak’ta Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi İdare Hukuku Kürsüsü Profesörü Tahsin Bekir Balta’nın asistanı oldu. 15 Temmuz’dan sonra incelemeleri, Milliyet Gazetesinde yayımlanmaya başladı. Asistan olduktan sonra, 13 Kasım’da Ankara Barosu Levhası’ndan kaydını sildirerek avukatlığı bıraktı.   

1969-71

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi’nde yazıları yayımlandı.

1970

Ant dergisi ile Cumhuriyet gazetesinde makale ve incelemeleri yayımlandı. 24 Mart’tan itibaren Devrim dergisinde yazmaya başladı.

1971

12 Mart’ta gerçekleşen darbenin aydınlara yönelik baskıcı tutumundan o da payına düşeni aldı. 17 Mayıs’ta gözaltına alındı. Bir ay sonra serbest bırakıldı.

12 Temmuz’da Ortam’da yazıları yayımlanmaya başladı. Dergi, 29 Kasım’da çıkan sayısından sonra kanun dışı baskıları protesto etmek amacıyla yayın hayatına son verdi. 27 Ekim’de Devrim dergisine son kez yazdı.Askerliğini yapmaya hazırlandığı sırada, orduya hakaret etme savıyla tutuklandı. Pek çok aydınla birlikte, Mamak Askeri Cezaevi’nde bir yıla yakın kalan Uğur Mumcu, açılan davada 7 yıl hapse mahkûm edildi, ancak kararın Yargıtay’ca bozulmasının ardından serbest bırakıldı.

1972

10 Ekim’de serbest bırakılmasının ardından hemen askere alındı.

1973

Tuzla Piyade Okulu’nda 10 Ocak’a kadar süren üç aylık eğitimden sonra, okul yönetimi tarafından “kötü hâl ve düşünce sahibi” diye suçlanarak “er” çıkarıldı ve Patnos’a yollandı.

1974

31 Ocak’ta askerliğini “sakıncalı piyade eri” olarak, Ağrı’nın Patnos ilçesinde tamamladı. Bu yaşadıklarını “Evet, evet ne olursa olsun, ben Patnos dağlarında halk çocuklarıyla er olarak askerlik yapmayı, emekli olduktan sonra siyasal iktidarın uzattığı yönetim kurullarında, on binlerce lira para alan orgeneral olmaya değişmem” diyerek, yedek subaylık hakkı ve aylıkları için sadece maddi tazminat isteğiyle açtığı davayı kazandı ve yedek subaylık hakkını elde etti.

Askerlikten sonra üniversitedeki görevinden ayrıldı ve gazeteciliğe profesyonel olarak, 25 Şubat’ta Yeni Ortam gazetesinde “Anarşist!..”  başlıklı yazısıyla başladı.

Yazılarında, hem sorunları dile getirdi hem de hukuka aykırı ve yasadışı uygulamaların üstüne gitti. “Tek bir tahrikçi ajan adı veremezsiniz” diyen Süleyman Demirel’e “Bir Hikâyemiz Var”  başlıklı yazısında, onlarca provokatörün adını belgeleriyle açıklayarak, tartışılan antidemokratik oluşumları uygulamalarıyla belgeledi.

1975

12 Mart’ta “Ayrılırken”  başlıklı yazısıyla Yeni Ortam gazetesinden ayrıldı.

18 Mart’ta “Denklem”  yazısıyla Cumhuriyet gazetesindeki “Gözlem” başlıklı köşesinde düzenli olarak yazmaya başladı. Aynı zamanda da Anka Ajansı’nda çalışmaktaydı.

Nisan ayında 12 Mart dönemini sergilediği makalelerinden oluşan Suçlular ve Güçlüler kitabı yayımlandı.

Ekim ayında, Anka Ajansı’nda çalışırken Altan Öymen’le birlikte hazırladıkları, Süleyman Demirel’in yeğeni Yahya Demirel’in hayali mobilya ihracatını konu edinen, Mobilya Dosyası  adli kitap yayımlandı. Böylece “hayali ihracat” kavramı kamuoyunun gündemine girmiş oldu.

1976

Mayıs ayında, Güldal Homan ile nişanlandı. 19 Temmuz’da evlendiler.

1977

Anka Ajansı’ndan ayrılarak Cumhuriyet gazetesinin kadrolu yazarı oldu.

Terörün toplumu korkuya, karamsarlığa ittiği günlerde, kalemiyle teröre karşı durdu. Taksim’deki 1 Mayıs katliamının ardından, bu olayı ve bu tür olayları irdeleyen yazılar yazdı. Mayıs ayında oğlu Özgür dünyaya geldi.

Sakıncalı Piyade  ve Bir Pulsuz Dilekçe  kitapları yayımlandı.

1978

12 Mart döneminde yaşadıkları, gülmece ustaları için bulunmaz bir malzemeydi. Mumcu da yazı ve konuşmalarında mizahı sık sık kullanırdı. Bu dönemi anlattığı Sakıncalı Piyade adlı yapıtını, Rutkay Aziz ile birlikte tiyatroya uyarladı. Sakıncalı Piyade ilk olarak Ankara Sanat Tiyatrosu’nca (AST) sahneye kondu ve büyük bir ilgi görerek 700 kez sahnelendi

Aralık’ta, siyasal yaşamda adı duyulan, belli dönemlere damgasını vurmuş birçok ünlünün yaşam öykülerini, siyasal geçmişlerini, bir güldürü zenginliğiyle anlattığı kitabı Büyüklerimiz  yayımlandı.

1979

Terörün yeniden tırmandığı, gençlerin sokak ortasında kurşunlandığı, kahvelere, evlere bombaların atıldığı bir ortamda, tarihin boş yere tekrar etmesini önlemek ve ders alınmasını sağlamak amacıyla, 12 Mart öncesi ve sonrası gençlik liderlerinin yaşadıklarını kendi ağızlarından yansıttığı ve silahlı eylemlerle bir yere varılamayacağına dikkat çektiği kitabı Çıkmaz Sokak Temmuz ayında yayımlandı.

1980

1980’li yıllar başlarken 70’li ve 60’li yılları da incelediği, “yenilmeyen gücün, halkın örgütlü gücü olduğunu” anlattığı yazılariTüfek İcat Oldu  başlığı altında Şubat ayında yayımlandı.

12 Eylül darbesi oldu. 12 Eylül’ü gerçekleştiren generaller tarafından partilerin, birçok kitle örgütünün kapatılması gibi sorunların yaşandığı bu dönemi ve uygulamalarını eleştirdi.

1981

Kendi deyişiyle, “..terörün silah kaçaklığıyla ilgisini ortaya koymak ve kamuoyunu bu konuda uyarmak…” için yazdığı Silah Kaçakçılığı ve Terör  adli inceleme kitabı Mart ayında yayımlandı.

13 Mayıs’ta, Abdi İpekçi’nin katili Mehmet Ali Ağca, Papa’yı öldürme girişiminde bulundu. 1979 yılında İpekçi’nin katili olarak yakalanan Ağca üzerine çalışma ve araştırmalar yapmıştı, Papa olayı sonrasında irdemelerini yoğunlaştırdı.

Haziran ayında kızı Özge doğdu.

“Bu kitap ile yalnızca, parlamento çalışmalarını engelleyen, kürsülerde yurt ve dünya sorunlarının özgürce konuşulmasını engelleyen sorumsuz bir azınlığın sergilediği çirkinlikler eleştiri konusu yapılmıştır” dediği Söz Meclis’ten İçeri’nin ilk baskısı Ekim ayında yapıldı.

1982

Ağca Dosyası  kitabının ardından Kasım’da Terörsüz Özgürlük  adli makale derlemesi yayımlandı.

Barış Derneği kapatıldı. Yöneticileri ve üyeleri Türk Ceza Kanunu’nun 141. ve 142. maddelerinden suçlanarak tutuklandı. Barış Derneği Davası, 12 Eylül döneminde, Türkiye aydınlarına karşı topluma göz dağı vermek için açılmış bir davaydı. Mumcu pek çok yazısında bu konuyu ele aldı.

1983

12 Eylül darbesi sonrası ilk genel seçimler yapıldı. Birçok politikacının yasaklı olduğu bu dönemde, ekonomik ve toplumsal çarpıklıkları, hukuk dışı uygulamaları gözönüne seren araştırmalar yaptı. 

Şubat’ta Ağca ile cezaevinde ropörtaj yaptı. Bu röportajın NBC’de yayımlanmasını isteyen NBC yöneticilerine, hazırladığı röportajı o sırada kapalı olan gazetesi Cumhuriyet’ten başka bir yerde yayımlamayı düşünmediğini söyledi.

1984

Mart ayında, ülkedeki olumsuzlukların dile getirildiği, yazar Aziz Nesin öncülüğünde bir grup tarafından Cumhurbaşkanlığı ve TBMM Başkanlığı’na sunulan, ancak Kenan Evren’in imzalayanları “vatan hainliği” ile suçlayarak dava açtığı “Aydınlar dilekçesi”nin hazırlanmasına katıldı.

Sakıncasız adlı oyunu yazdı. Basındaki yozlaşmanın sergilendiği, 12 Eylül döneminde aydınlara yapılan işkencelerin anlatıldığı oyun, 3 Nisan-7 Mayıs tarihleri arasında İstanbul Hodri Meydan Kültür Merkezi’nde ve 10 – 27 Mayıs tarihleri arasında da Ankara Sanat Evi’nde sahnelendi.

Uzun ve yorucu bir araştırmanın ürünü olan Papa-Mafya-Ağca kitabı Haziran ayında yayımlandı.

1985

Haziran’da Liberal Çiftlik  ve Devrimci Demokrat  adli kitapları yayımlandı.

Roma’ya gitti. Papa davasında uzman tanık olarak bilgisine başvuruldu.

1986

Mehmet Ali Aybar’la Türkiye İşçi Partisi (TIP) olgusu ve Marksizm üzerine yaptığı mülakatı içeren Aybar ile Söyleşi  kitabı Temmuz ayında yayımlandı.

1987

Şubat’ta, yakın tarihimize ışık tutacağını düşünerek, 27 Mayıs’cılardan Osman Köksal’ın ani ve mektuplarına yer verdiği kitabıInkılap Mektupları  yayımlandı.

Milliyet Gazetesinden Örsan Öymen ile birlikte, Federal Almanya’da, eski Adana Müftüsü Cemalettin Kaplan ile cemaati önünde görüştü. Bu görüşme, 10 Şubat’ta Cumhuriyet gazetesinde yayımlandı.

Mayıs ayında araştırmacı gazetecilik açısından büyük bir başarı kabul edilen Rabita ve Kasım’da da 12 Eylül Adaleti adlı kitapları yayımlandı.

1988

Ağustos ayında Eski Türkiye İşçi Partisi (TIP) Başkanı Behice Boran’la yaptığı söyleşiyi içeren Bir Uzun Yürüyüş kitabı  yayımlandı. Yine Ağustos ayında,belgeler eşliğindeki yazılarından derlediği Tarikat-Siyaset-Ticaret  adli kitabı yayımlandı.

1989

Özal hükümeti döneminde Milli Savunma Bakanlığı’na getirilen Ercan Vuralhan, Dışişleri Bakanlığı İdari ve Mali İşler Daire Başkan Yardımcısı iken, diplomatlar ve dış görevdeki personelin güvenliğini sağlamak için aldırılan zırhlı araçlar konusundaki yolsuzluklar üzerine yazılar yazdı.

1990

“Yakın tarihimizin pek aydınlanmayan bir bölümünü oluşturuyor..” diye düşündüğü 40’li yılların siyasal çerçevesini çizmek ve koşullarını yansıtmak amacıyla yaptığı araştırma çalışmalarını 40’ların Cadı Kazanı  adli kitabında topladı. Ağustos’ta da diğer bir kitabı Kâzim Karabekir Anlatıyor  yayımlandı.

1991

Temmuz ayında araştırma kitaplarından biri olan Kürt-İslam Ayaklanması 1919-1925  yayımlandı.

6 Kasım’da onaylamadığı gelişmeler üzerine, İlhan Selçuk’un da aralarında bulunduğu 80 arkadaşı ile birlikte, Cumhuriyet gazetesinden ayrıldı.

1992

1 Şubat – 3 Mayıs tarihleri arasında Milliyet gazetesinde yazdı. Buradaki yazılarında Kürt sorununu sıklıkla gündeme getirirken yurt dışındaki PKK yayınlarını yakından izledi. 3 Mayıs’ta Milliyet gazetesindeki son yazısının başlığı “Gazeteci”ydi.

Şubat ayında, ilk kez yayımlanan belgelerin yer aldığı Gazi Paşa’ya Suikast adlı kitabı basıldı.

7 Mayıs’ta Cumhuriyet gazetesinde yapılan yönetim değişikliği üzerine yeniden gazetesine döndü.

Hizbullah, PKK ve kontrgerilla konularını irdeleyen makaleler yazdı

 

1993

Öldürülmeden önceki son dönemde, PKK ile Kürt sorunu birbirinden ayırdığı bir bakış açısıyla, konu üzerinde çalışmalar yapmaktaydı. Bu çalışmalar, suikastın ardından Kürt Dosyası adıyla kitaplaştı.

Şubat ayında, ilk kez yayımlanan belgelerin yer aldığı Gazi Paşa’ya Suikast adlı kitabı basıldı.

Cumhuriyet’teki son yazısının başlığı “Zeyilname” oldu.

 24 Ocak 1993

Pazar günü, hasta ziyaretine gitmek için çalıştırdığı evinin önündeki Renault 12 model otomobiline yerleştirilen bomba ile öldürüldü.

Aldığı ödüller

1962

“Türk Sosyalizmi” başlıklı makalesiyle Yunus Nadi Ödülü.

1979

Türk Hukuk Kurumu’nca “Yılın Hukukçusu”, Çağdaş Gazeteciler Derneği’nce “Yılın Gazetecisi” ödülü.

1980

Sedat Simavi Vakfı Kitle Haberleşme ve Gazetecilik Ödülü’nü Cüneyt Arcayürek ile paylaştı.

İstanbul Gazeteciler Cemiyeti’nin inceleme dalında verdiği ödül.

1982

İstanbul Gazeteciler Cemiyeti’nin inceleme dalında verdiği ödül.

1983

Balıkesir Barosu’ndan “Cumhuriyet Döneminin Anıtlaşmış Hukukçusu” ödülü.

 

İstanbul Gazeteciler Cemiyeti’nin röportaj ve seri röportaj dalında verdiği ödül.

1984

Nokta dergisinin “Yılın Doruktaki Gazetecisi” ödülü.

1985

Nokta dergisinin “Yılın Doruktaki Gazetecisi” ödülü.

1987

İstanbul Gazeteciler Cemiyeti’nin güncel yazılar dalında verdiği ödü.

Nokta dergisinin “Yılın Doruktaki Gazetecisi” ödülü.

Cumhuriyet gazetesinden “Rabita Olayı dolayısıyla Örnek Gazeteci” ödülü.

1988

Sedat Simavi Vakfı Kitle Haberleşme ve Gazetecilik Ödülü.

Cumhuriyet Gazetesi Bülent Dikmener Haber Ödülü.

Ankara Tabipler Odası’ndan Basın Sağlık Ödülü.

Boğaziçi Üniversitesi’nden En Çok Okunan Gazeteci Ödülü.

1992

Ankara Sanat Kurumu’ndan Onur Ödülü.

İstanbul Gazeteciler Cemiyeti’nin İnceleme ve Röportaj ödülü.

Geri «
İleri »
Tren SeferleriOtobüs SeferleriRüya TabirleriYemek TarifleriSinema Telefonlar